
Son yıllarda istatistik verilere bakıldığında, aile kurumunu olumsuz yönde etkileyen durumlar kaynaklı aşırı borçlanma vakalarının arttığı gözlemlenmekte olup, bu gelişmelerin çocukların ruhsal durumları üzerinde de derin izler bıraktığı hususunda önemli bilgiler edinilmiştir. Bu önemli ve hassas konuya dair Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Tuğçe Esra Özbey ile Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş, birlikte yaptıkları ortak basın açıklamasında detaylı değerlendirmelerde bulundu.
Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Tuğçe Esra Özbey’in Açıklamaları: “Boşanma, bir aile danışmanı olarak ele alabileceğim en tatsız konuların başında geliyor diyebilirim. Ancak, boşanmalardaki ürkütücü artışın önüne geçebilmek için bu sorunu tam anlamıyla, pek çok yönüyle tanımlamaya ve anlamaya ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum.”
Boşanmaların artışına baktığımızda, Amerika’da görülen bir artış trendinin Türkiye’de de benzer şekilde ilerlediğini görüyoruz. Bir bilim insanı olan Stephanie Coontz, Amerika’da “Modern Boşanmaların Kökeni” (The Origins of Modern Divorce) isimli makalesinde bu durumu detaylıca incelemiştir. Buna göre, Amerika’da artan boşanma oranlarında iki temel nedene dikkat çekilmektedir: Bunlardan birincisi, 1970’lerde yaygınlaşan feminizm akımının aile terapistlerini etkisi altına almasıyla birlikte, ailede rol paylaşımında eşitlik gerektiğinin vurgulanmasıdır. Boşanmaların ivme kazandığı ikinci etki ise, aşkın evlilikteki öneminin vurgulanması olarak tespit edilmiştir. O dönemde, insanlara evlilik terapistleri evlilikte asıl önemli olan şeyin “duygusal doyum, kendilerini değerli hissetmeleri ve aşk” olduğunu vurgulamaya başladılar. Bunun üzerine, insanlarda ilk anda bir gerginlik gelişti: Evlilik resmi, güçlü temelleri olan, kolay kolay sarsılamayacak kurumsal bir yapıydı. Adam akıllı bir kurumdu.
Tuğçe Esra Özbey, “Nasıl olacak da duygulara bel bağlayıp evleneceklerdi? Aşk biterse ne olacaktı? Bu söylemlerin etkisi altında şoke olmuş insanlar şöyle bir öngörü geliştirdiler: ‘Aşk, evliliklerin ölümü olacak.’ Nitekim öyle de oldu. Eşleri kendilerini yeterince değerli hissettirmediği için, artık eskisi gibi sevmediği için, eski heyecan artık kalmadığı için boşanan çiftler gösterdi ki bu modern aşk —ki bence tam aşk da değil, değerlilik— evliliklerin ağır sınavlarını veremediler. Evliliklerde vermeden alma beklentisi, tahammül-haz dengesi tartısının da gözetilmemesine yol açtı. Oysa, bir insanla evlisiniz. Onun da sizden beklentileri var. Bu dönemden öncesinde, evlilikte pragmatik değerin daha fazla vurgulandığını, yani kadın ve erkeğin birbirleriyle evlilikleri sonucunda sosyal statü elde etmek, yaşamdaki rolleri (illa eşit olmayarak!) paylaşmak, sağlıklı çocuklar dünyaya getirmek ve yetiştirmek, maddi-manevi anlamda birbirlerine destek olmak, cinsel doyum sağlamak gibi daha gerçekçi ve psikolojik faydalara kurulu olduğunu görüyorsunuz,” ifadelerine yer verdi.
Nitekim, boşanmaların artışında, bu gibi söylemlerin yıkıcı etkisi, aslında ilk görünüşteki afyonun uzun süreli etki etmemesinden kaynaklanıyor. Evliliklerde pek çok zaman, ilk baştaki tutkulu sevgi, zamanla yerini şefkatli sevgiye bırakır. Bu durum, eşinden cinsel olarak etkilenmemek olarak algılanmamalı, bu bambaşka bir durumdur. Ancak, pek çok zaman aslında ilk dönemde de aşk zannedilen şey, pek çok karmaşık duygunun birleşimidir. Bu konuda bize yol gösteren bir psikolojik deney vardır: Aşk Köprüsü Deneyi. Bir bilimsel çalışmada, bir kadın araştırmacı erkeklerle bir köprünün üzerinde bir görüşme yapıyor. Bazı katılımcılarla görüşmeyi sallanan bir köprü üzerinde yapıyor, diğer kısmıyla ise sabit bir köprü üzerinde yapıyor. Sallanan köprüde görüşme yaptığı katılımcılar kadından daha fazla etkilenmiş gibi tepkiler veriyorlar. Bu durum, aslında şunu gösteriyor: Duygularımızı pek çok zaman farklı yorumlayabiliyoruz. Aslında “hoşlantı” zannettiğimiz duygu, “heyecan, belirsizlik” ve hatta “kaygı” dahi olabilir.
Tuğçe Esra Özbey, boşanmalardaki artıştaki bir diğer nedenin sosyal medya olduğunu belirterek şöyle devam etti: Sosyal medya aracılığıyla pek çok ilişki tavsiyesine maruz kalıyorsunuz, ancak tavsiye veren kişilerin pek çoğu alanlarında yetkinliğe sahip değiller. “Aldatan erkek davranışları” gibi videolar nedeniyle, insanlar artık eşlerinin davranışını da durduk yere kötü anlamlar çıkaracak şekilde yorumlamaya başladılar. Bu durum iletişimde de niyet okuma gibi nedenlerden dolayı ciddi tıkanıklıklara yol açıyor. Aldatma hakkında ne zamandır bu kadar rahat konuşabiliyoruz? Evliliğin en temel kuralı sadakattir. Bu gibi kişilere riskli evliliklerden kişiler pek çok zaman başvurup danışmanlık da alabiliyorlar. “İlişki koçu” unvanını kullanan bir insanın lisans eğitiminin son derece alakasız bir branştan olduğuna rastlamak çok da zor değil. Mesleki tanımların ve sınırların netleştirilmesi bu anlamda çok önemli diye düşünüyorum. Mesleki yetkinlik konusunda da ciddi belirsizlikler var. Bir aile danışmanlığı eğitimine başvuruyorsunuz 450 saat, bir diğeri 40 saat ve her ikisinden eğitim alan da “Aile danışmanı” unvanını kullanıyor. Ben aile danışmanlığı alanında tezli yüksek lisans yaptım ve 2 yıllık eğitim sürecinde yalnızca tezi bile 450 saatte bitirememişimdir. Sektörde kimlerin bu iş konusunda yetkin sayılabileceği konusunda çizgilerin netleştirilmesine ihtiyacımız var. Bu konuda ciddi denetimler yapılmalı. İnsanlar da evliliklerinde, hem evlilik öncesi dönemde hem de evlilik sonrasında destek almak istediklerinde mutlaka yetkinlik ve yeterlilik konusunda hassas olmak durumundalar. Çok acı bir durum olmakla birlikte, yetkinlik ve yeterlilik dahi işin birazcık başlangıcıdır. Eğer eğitim alanında yetkin bir uzman bile, aile konusunda hassasiyete sahip değilse, boşanma tavsiyesi verebiliyor ya da gelen çiftlere boşanmanın da bir yol olabileceğini ima edebiliyor. Üstelik bu tavsiyeyi verdiğinde hesap vereceği hiç kimse yok. Denetimler yanı sıra, etik sınırların netleştirilmesiyle ilgili akademik çalışmalar yürütülmesine çok ihtiyacımız var.
Tuğçe Esra Özbey, “Boşanmaların artışında nedenler arasında çiftlerde gerçekçi olmayan beklentiler, ailede rol dağılımının dengeli ve adaletli olmaması, iletişim problemleri, çatışma yönetimi konusunda yetkinliğin olmaması gibi durumlardan bahsedebilirim ama bunlar, aslında çok kolaylıkla çözülebilir durumlar. Bir çift, yetkin birinden danışmanlık aldığında birkaç haftada bu problemler ortadan kalkabilir. Bence boşanmaların asıl kökeninde, maruz kaldığımız bazı söylemlerin zehri ve iyileşmek için başvurulan aile danışmanlığı müdahalelerinde evliliklerin iyice yaralanması, hatta tam da bu alanlardaki müdahalelerin yetkinlik ve yeterlilik temellerine oturmaması, etik sınırlar içinde gerçekleştirilmemesi (ki böyle sınırlar bahsettiğim gibi yok, çizilmedi) solup gitmesi var. Tüm bu süreçte, Amerika’dan ihraç ettiğimiz aile terapilerini kültürümüze uygun bir şekilde uygulanması da kritik önem arz ediyor. Kültürel psikoloji alanında çok değerli akademik çalışmaları olan, mezun olduğum Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmış rahmetli Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, her bilim branşının bir bağlamda doğduğunu, psikolojinin de Batı kültürel bağlamında doğduğunu, ancak ürettiği bilimsel bulguların farklı kültürel bağlamlarda tekrar edildiğinde (replikasyon çalışması) çok farklı sonuçlarla karşılaşabileceğimiz konusunda bizi uyarır. Bu anlamda, kültüre duyarlı aile danışmanlığı hizmetlerine erişimin artması, uzmanlar olarak oradan elde edilen doğruların bizim kültürümüze uyup uymadığı konusunda ciddi anlamda sorgulama sürecinden geçmemiz de kritik öneme sahip. Evlilik öncesi dönemde çift eğitimleri de boşanmaların öncesinde çok değerli müdahalelerdir ve yine bu programların yaygınlaştırılmasına yönelik projeler de çok kıymetli diye düşünüyorum,” diyerek sözlerini tamamladı.
Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş’un Boşanmalarda Çocuk Psikolojisi Üzerine Açıklamaları:
Sosyal hizmetler ve iletişim uzmanı Taner Akkuş, konuya dair yaptığı açıklamada; “Boşanmalarda çocuk psikolojisi, boşanma, günümüz toplumlarında sıkça yaşanılan toplumsal bir olaydır. Boşanmalarda çocuk psikolojisi, çocuğu olan çiftlerde boşanma sadece eşler arasında yaşanan bir süreç olmayıp çocukları etkileme potansiyeli de oldukça yüksek olan birçok değişikliği de beraberinde getirebilecek bir durumdur. Ancak doğru yaklaşım ve tutumlarla illaki çocukları kötü yönde etkilemesi kaçınılmaz olan bir durum değildir,” ifadelerine yer verdi.
Boşanma çocuklara nasıl anlatılmalıdır? Sosyal hizmetler ve iletişim uzmanı Taner Akkuş, “Boşanmalarda çocuk psikolojisi, çocukların bu durumdan en az zararla çıkmalarını sağlamak için ebeveynlerin bilinçli ve birlikte hareket etmeleri gerekmektedir,” dedi.
Boşanma öncesinde konu basit bir dille onlara anlatılmalı ve duruma alışmaları sağlanmalıdır. Ebeveynlerinin boşanmasından birçok çocuk kendini sorumlu hissetmektedir. O yüzden sözcüklerimizi kullanırken dikkatli olmak gerekir. Bundan başka korku, üzüntü, gerileme, okul başarısında düşme, ebeveynlerini barıştırma arzusu, yalnızlık, reddetme, uyku sorunları gibi birtakım olumsuz duygular da çocuklarda sıkça rastlanılan sorunlar arasındadır. Ancak bu tepkiler her çocukta olmamaktadır veya aynı şiddette olmamaktadır. Bunun iki sebebi vardır; birincisi her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez, ikincisi olayın etkileri eşit olsa bile tepkiler ve tepkinin zamanı farklı olabilir.
Çocuk açısından basitçe düşünülürse, o güne kadar en fazla bağlı olduğu iki kişiye yani anne ve babasına, bundan sonra eşit olarak ulaşamayacak ve dünyası bir anlamda bölünecektir. Boşanma sonrasında çocuk artık sadece tek bir ebeveyniyle, ki genellikle bu ebeveyn anne olmaktadır, aynı evde yaşayacaktır.
Akkuş, boşanma sonrasında çocuğun gerek birlikte yaşadığı gerekse evden ayrılan ebeveyniyle görüşme sıklığı, anne ve babanın çocukla ilgili sorumlulukları ve çocukla ilgili işlerin yerine getirilmesi gibi birçok alanda büyük değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle hem anne hem de babanın boşanma sonrasında çocuklarıyla ilişkilerini sürdürürken yeni duruma uyum sağlamaları ve çocuklarıyla ilişkilerini yeniden yapılandırmaları gerekmektedir.
Boşanan anne-babaların en büyük zorluklarından birisi, kendileri zor bir dönemden geçerken ve yeni bir duruma uyum yapmaya çalışırken çocuklarına daha fazla ilgi göstermek ve tutarlı olmak zorunda kalmalarıdır. Hem anne hem de babanın çocuklarının okuldaki ya da okul dışındaki etkinliklerine sık ve düzenli katılması çok önemlidir.
Ayrıca, çocuğun bir ebeveyninin evinden diğerine gittiğinde kendisi için özel bir mekan, oyun arkadaşları gibi uygun koşulları bulması gerekmektedir. “Boşanmalarda çocuk psikolojisi, anne ve babaların boşanma sebepleri ne olursa olsun aralarındaki kişisel öfke, kin ve intikam duygularını diğer ebeveynin çocukla ilişkisini bozmamak açısından geri planda tutmalı ve aralarında sadece bakış açısı farklılığı olduğu, eskisi gibi anlaşamadıkları ve aralarındaki sevginin sona erdiğini ama her ikisinin de ona olan sevgisinin artarak devam ettiğini mutlaka ama mutlaka bildirmek ve diğer aile bireylerinin de çocuğa bu doğrultuda yaklaşmalarını sağlamak en doğru olandır. İlerleyen süreçte çocuğun yaşı ilerledikçe bazı olayları ve durumları anlayabilecek ve objektif bir şekilde anlayabilecek, insan ilişkilerini her yönüyle değerlendirebilecek bir yaşa geldiğinde uygun bir ortamda, uygun bir yöntem ve dille gerekli açıklamalar yapılabilir,” vurgusunda bulundu.
Taner Akkuş, boşanmalarda çocuk psikolojisine bakıp bütün bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda, boşanma sürecinde ve sonrasında ebeveynlerin hem doğru yolu izlemek, doğru yaklaşımları geliştirmek, hem de çocuğun duygusal ve/veya davranışsal olarak gösterdiği veya gösterebileceği tepkilere hem yardımcı olmak hem de koruyucu olmak açısından bir uzmanın gözetiminde bu sürecin geçilmesi elbette ki en sağlıklı olanıdır, diyerek sözlerini tamamladı.
Her iki uzman da, boşanma olgusunun toplumsal ve bireysel boyutlarını derinlemesine ele alarak, özellikle çocukların korunması, kültüre duyarlı yaklaşımlar ve mesleki yetkinliğin önemine dikkat çekmişlerdir. Bu açıklamalar, aile kurumunun güçlendirilmesi ve gelecek nesillerin ruhsal sağlığının korunması açısından kamuoyuna önemli bir katkı sunmaktadır




























Yorum Yazın