Bazı insanlar vardır, hayatınıza bir dönem girer ama bıraktıkları iz ömür boyu silinmez. Bazı dostluklar vardır, yıllar geçse, yollar ayrılsa, şehirler değişse bile hiç eskimez. İşte Cihad Rahmi Akar benim için böyle bir dosttu. Gençlik arkadaşım, yol arkadaşım, meslektaşım… Iğdır’da gazeteciliğe gönül verdiğimiz yıllarda birlikte muhabirlik yapardık. O zamanlar gazetecilik bugünkü gibi değildi. Ne elimizde cep telefonları vardı ne de internetten birkaç saniyede habere ulaşabiliyorduk. Haber peşinde koşmak, fotoğraf çekmek, not tutmak, insanlarla konuşmak ve öğrendiğimiz bilgileri gazete merkezlerine ulaştırmak büyük emek isterdi. Ama biz gençtik… Hevesimiz vardı, heyecanımız vardı. Gazeteciliği seviyorduk. Cihad abinin Iğdır Belediyesi’nin girişinde bir ofisi vardı. Aslında o ofis sadece bir büro değildi bizim için. Adeta ikinci evimizdi. Cihad’la yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Çocukluk arkadaşım, canım teyze oğlum Serhat'da yanımızdan hiç ayrılmazdı. Üçümüz neredeyse her gün birlikteydik.
Ayrılmaz üçlüydük. Kimi zaman bir haberin peşinden koşar, kimi zaman saatlerce gazetecilik üzerine konuşur, kimi zaman da gençliğin verdiği heyecanla geleceğimizi hayal ederdik. O günlerde bizim için gazetecilik sadece bir meslek değildi. Bir tutkuydu. Bir yaşam biçimiydi. Cihad abinin ofisinin ayrı bir hikayesi vardı. Burası babası, rahmetli A. Vahap Akar’ın ofisiydi. Vahap amca aynı zamanda Kızılay Iğdır İlçe Başkanlığı görevini yürütüyordu. Vahap Amca’yı anlatmak için belki de en doğru kelime ‘Mütevazı’ olur. Ama onun mütevazılığı sadece insanlara karşı gösterdiği saygıdan ibaret değildi. İçinde büyük bir insan sevgisi vardı. Bizi hiçbir zaman Cihad abiden ayrı görmezdi. Sanki kendi çocuklarıydık. Hatta biz ofise geldiğimizde bazen orayı terk eder, kendi işlerini başka yerde hallederdi. Çünkü bizim orada rahat rahat çalışmamızı isterdi. Bizim gazetecilik yapmamızdan hoşlanırdı. Gençtik…Belki zaman zaman çocukça davranıyorduk. Belki yaptığımız haberlerin bazıları bugün bize gülümseten küçük haberlerdi. Ama Vahap Amca bizim o heyecanımızı, gazeteciliğe olan sevgimizi görüyordu. Bize güveniyordu. Ofisini adeta bize emanet ederdi. ‘Çocuklar çalışsın, gazetecilik yapsın’ dercesine önümüzü açardı. İşte bazı insanların hayatımızdaki yeri böyle oluşuyor. Bir insan size para vermeden de destek olabilir. Bir insan size makam vermeden de yolunuzu açabilir. Bazen bir kapıyı açık bırakması bile sizin hayatınızda büyük bir iyilik olur. Vahap Amca da bizim için öyleydi. Baba gibi sevdiğimiz bir insandı. Aradan yıllar geçti. Benim yolum İstanbul’a düştü. Sene 1994… Artık gazetecilik mesleğinin içindeydim. Gazetede görev yapıyordum. Günlerim haberlerle, telefonlarla, ajans bültenleriyle geçiyordu.
O dönem Anadolu Ajansı’ndan gelen haberleri değerlendiriyor, önemli olanları ayıklayıp topluyor ve gazeteye hazırlıyordum. Gazetecilikte bazen öyle bir an gelir ki elinizdeki haber, diğer bütün haberlerden farklılaşır. İşte o gün benim için öyle bir gündü. Anadolu Ajansı’ndan bir haber düştü. Okumaya başladım. Bir anda gözlerime inanamadım. Haberde, ‘Refah Partisi Belediye Başkanı A. Vahap Akar şehit edildi’ ifadeleri yer alıyordu. Bir an elim kolum boşaldı. Kalbim sıkıştı. Gözlerim doldu. Çünkü o isim benim için sıradan bir isim değildi. O haberin içinde benim çocukluğum vardı. Iğdır vardı. Cihad vardı. Serhat vardı. O küçük ofis vardı. Gençliğimiz vardı. Ve en önemlisi, bize babacanlığıyla yaklaşan Vahap Amca vardı. Haberi bir kez daha okudum. Belki yanlış görmüşümdür diye düşündüm. Ama gerçekti. Vahap Amca, PKK tarafından şehit edilmişti. İstanbul’un ortasında, gazetenin haber merkezinde oturuyordum ama aklım bir anda yıllar öncesine, Iğdır’a gitti. Sanki yeniden o ofisin kapısından içeri girmiştim. Cihad’ı, Serhat’ı gördüm gözümün önünde. Vahap Amca’nın bizi görünce yüzündeki o sakin ifadeyi hatırladım. Biz gazetecilik yaparken bize duyduğu güveni hatırladım. Bazen insanın hayatında bazı anılar vardır; üzerinden kaç yıl geçerse geçsin bir haber, bir koku, bir isim, bir fotoğraf o anıyı yeniden canlandırır. Benim için Vahap Akar ismi de hep o günleri hatırlattı. Ve o gün çok zor bir gazetecilik sınavıyla karşı karşıya kaldım. Çünkü bir gazeteci olarak önümde yazılması gereken bir haber vardı. Ama o haberin kahramanı benim için bir haber konusu değildi. O, Vahap Amca’ydı. Baba gibi sevdiğim bir insandı. Yine de gazetecilik mesleğinin gereğini yapmak zorundaydım. Daktilonun karşısına geçtim. Ve yıllar önce bize kapısını açan, bizi oğlundan ayırmayan o güzel insanın ölüm haberini yazdım. İnanın, bazı haberler yazılırken insanın eli titrer. Bazı cümleler boğazda düğümlenir. Bazı isimler klavyeye yazılırken gözler dolar. Ben o gün bunların hepsini yaşadım. Bir yanda gazeteciydim. Diğer yanda geçmişinin bir parçasını kaybetmiş genç bir adamdım. O gün Vahap Amca’nın ölüm haberini yazarken aslında kendi gençliğimin de bir sayfasını kapatıyordum. Yıllar geçti. Hayat hepimizi farklı yerlere savurdu. Cihad abiyle, Serhat Eminsoy'la yaşadığımız o güzel günler geride kaldı. Ama o günlerin hatırası hiç kaybolmadı. Bugün dönüp geriye baktığımda, gazetecilik mesleğinin bana kazandırdığı en kıymetli şeylerden birinin insanlar olduğunu düşünüyorum. Meslektaşlar… Dostlar… Ustalar… Ve yolumuzu açan, bize destek olan güzel insanlar… Vahap Amca da onların en değerlilerinden biriydi. Belki bugün o küçük ofis yok.
Belki o günlerin gençleri artık yaşlandı. Belki hayatın telaşı içinde herkes başka bir yere savruldu. Ama insanın kalbinde bazı ofisler, bazı sokaklar, bazı insanlar hep aynı yaşta kalıyor. Benim hafızamda Vahap Amca da hep öyle kalacak. Mütevazı… Güler yüzlü… Baba şefkatiyle yaklaşan… Gençlerin önünü açan… Gazetecilik yapmamızdan mutluluk duyan güzel bir insan olarak… Cihad Rahmi Akar’la birlikte geçirdiğimiz o gençlik yılları benim hayatımın unutulmaz sayfalarından biri. Ve o sayfanın bir köşesinde hep Vahap Amca’nın güzel kalbi duruyor. Bugün onun adını anarken içimde hem büyük bir özlem hem de tarifsiz bir hüzün var. Keşke o günlere bir kez daha dönebilsek… Keşke o ofisin kapısından yeniden içeri girsek… Keşke Cihad’la, Serhat’la yeniden yan yana otursak… Ve Vahap Amca yine bizi görünce, o güzel mütevazılığıyla… ‘Siz çalışın çocuklar, ben çıkıyorum…’ dercesine kapıyı çekip gitse… Ne güzel günlerdi… Ne güzel insanlardı… Ne güzel dostluklardı… Aradan yıllar geçse de bazı insanlar unutulmuyor. Çünkü onlar sadece hayatımızdan geçmiyorlar. Hayatımızın bir parçası oluyorlar. Rahmetli Vahap Akar da benim hayatımda böyle bir iz bıraktı. Kendisini sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. Allah mekanını cennet eylesin. Nurlarda uyusun inşallah. Ve bugün bir kez daha anlıyorum ki gazetecilik bana sadece haber yazmayı öğretmedi. Bana insanları tanımayı, dostlukları unutmamayı ve bazı isimleri kalbimin bir köşesinde ömür boyu taşımayı da öğretti. Vahap Amca, seni hiç unutmadım. Unutmayacağım…
Habib BABAR














Yorum Yazın