İstanbul
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Habib BABAR

Habib BABAR

Mail: gazetecihabibbabar@gmail.com

HAK ETMEYENE DEĞER VERİRSEN, SENDEN KÖTÜSÜ OLMAZ

Bir insana hak etmediği değeri vermeyeceksin. Çünkü hak etmeyen birine gereğinden fazla değer verdiğinde, günün sonunda senden kötüsü olmaz. Bunu yıllardır söylüyorum. Hele bugünlerde bu sözün ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki eline mikrofon alan kendisini şarkıcı, iki program sunan kendisini sunucu, iki fotoğraf çektiren kendisini model, bir dizide birkaç sahne oynayan kendisini oyuncu ilan ediyor. Peki, bu işler neden bu kadar ayaklara düştü? Şöhret olmak neden bu kadar kolay sanılıyor? Emek vermeden, yıllarca çalışmadan, kendini geliştirmeden, mesleğin mutfağından geçmeden bir anda tanınmak isteyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Oysa biz böyle görmedik bu meslekleri… Bir dönem vardı… Unkapanı Plakçılar Çarşısı. Türkiye'nin dört bir yanından insanlar şöhret olma hayaliyle Unkapanı'na akın ederdi. Kimi sesine güvenirdi, kimi bestesine… Kimi ise sadece hayalinin peşinden koşardı. Sesini beğenen de gelirdi, sesi güzel olmayan da… Ama orada bir gerçek vardı… Sezar'ın hakkı Sezar'a verilirdi. Gerçekten yeteneği olan, sesi güzel olan, müzik adına söyleyecek sözü bulunan insanlar kendilerine bir yer bulurdu. Elbette o dönemde de bazı istisnalar vardı. Özellikle sonradan yapımcı kimliğiyle Plakçılar Çarşısı'na gelen bazı isimler, parası olan herkese şöhret vaat etmeye başladı. Ses var mı? Yok… Yetenek var mı? O da yok… Ama para varsa umut vardı… Buna rağmen Unkapanı'nın gerçek plakçıları ve müzik insanları, yılların birikiminden kolay kolay taviz vermedi. Gerçek anlamda sanat yapanlara, emek verenlere ve yeteneği olanlara kapılarını açmaya devam ettiler.

Ben yıllarca gazetecilik yaptım. Unkapanı'na gittiğimiz dönemleri çok iyi hatırlıyorum. Biz gazeteciler çarşıya adım attığımız anda etrafımız insanlarla dolardı. Herkesin bir hikayesi vardı. Herkesin bir albümü çıkacaktı. Herkes meşhur olacaktı. Ve herkesin tek bir isteği vardı… ‘Abi benim haberimi yap.’ Bazen bir haber için kılıktan kılığa girenleri bile gördük. Kimi bizi ikna etmeye çalışırdı, kimi peşimizden ayrılmazdı, kimi ise bir fotoğraf karesi yakalayabilmek için olmadık şeyler yapardı. Çünkü o zamanlar gazetede çıkan küçücük bir haber bile bir insanın hayatını değiştirebilirdi. Ama biz gazeteciler de işimizi biliyorduk. Her önümüze geleni haber yapmazdık. Çünkü gazetecilik, insanları meşhur etme mesleği değildir. Gazetecilik, haber değeri olanı kamuoyuna taşımaktır. Bugün en çok karıştırılan meselelerden biri de bu. Tanınıyor olmak, sanatçı olmak anlamına gelmez. Sosyal medyada milyonlarca takipçiye sahip olmak, iyi şarkıcı olduğunuz anlamına gelmez. Bir klip çekmek, sizi sanatçı yapmaz. Bir programa çıkmak, sizi sunucu yapmaz. Bir dizide rol almak, sizi oyuncu yapmaz. Sanatın bir geçmişi, emeği, disiplini ve bedeli vardır. Bizim dönemimizde insanlar yıllarca beklerdi. Yıllarca sahneye çıkardı. Yıllarca küçük salonlarda şarkı söylerdi. Yıllarca figüranlık yapardı. Yıllarca bir ustanın yanında mesleği öğrenirdi. Kimse’Ben oldum’ demezdi. Çünkü gerçekten olan insan, olduğunu söylemeye ihtiyaç duymazdı.

Bugün gazeteciler olarak bizim de üzerimize büyük sorumluluk düşüyor. Her önümüze geleni manşet yaparsak, her eline mikrofon alanı sanatçı diye sunarsak, her kameranın karşısına geçeni ünlü ilan edersek gerçek emekçiye haksızlık etmiş oluruz. Yıllarını bu mesleğe vermiş insanları düşünün… Sahne arkasında ter dökenleri… Yıllarca tek bir fırsat bekleyenleri… Bir albüm yapabilmek için kapı kapı dolaşanları… Setlerde sabahlayanları… Gazete bürolarında sabahlara kadar çalışan gazetecileri… Onların emeğinin karşılığı bir anda şöhret olanlarla aynı kefeye konulmamalı. Çünkü değer verirken de adaletli olmak gerekir. Benim yıllardır savunduğum mesele tam da bu. Hak etmeyene hak etmediği değeri vermeyeceksin. Çünkü yanlış kişiye verilen değer, sadece o kişiyi büyütmez. Gerçekten hak edenin değerini de küçültür. Unkapanı'nın o eski günlerinden bugüne çok şey değişti. Plakçılar Çarşısı'nın yerini sosyal medya aldı. Gazetelerin yerini internet siteleri aldı. Kasetlerin yerini dijital platformlar aldı. Ama değişmeyen tek bir şey var… Gerçek yetenek, gerçek emek ve gerçek sanat her zaman değerlidir. Bugün herkes şöhret olabilir. Ama herkes sanatçı olamaz. Herkes haber olabilir. Ama herkes haber değeri taşımaz. Ve herkes değer görmek isteyebilir… Ama asıl mesele, o değeri gerçekten hak edip etmediğidir. Ben 38 yıldır gazetecilik yapıyorum. Bu 38 yıl bana bir şeyi çok iyi öğretti. İnsanı büyüten şöhreti değil, karakteridir. Ve bazen bir insana verebileceğiniz en büyük değer, ona hak etmediği değeri vermemektir.

Habib BABAR

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar