Gazetecilik gerçekten kutsal bir meslektir. Çünkü gazetecilik, yalnızca haber yazmak değil, tanıklık etmektir. Olanı biteni kayda geçirmek, gerçeğin peşinden gitmek, bazen herkes susarken konuşabilme cesaretini göstermektir. Bu meslek, masa başında oturup klavye tıkırdatmaktan ibaret değildir; kar kış demeden, toz çamur içinde, gece gündüz ayrımı yapmadan sahada olmaktır. Bayramda, seyranda, herkes evindeyken bir olay yerine koşmaktır. Uykusuz geceleri, soğuk kaldırımları, sıcak asfaltı, yağmur altında beklemeyi göze almaktır.
Yıllarca bu mesleği yapanlar bilir. Gazetecilik fedakârlık ister. Aileden, özel hayattan, sağlıktan bile ödün verilir. Kimi zaman bir kare fotoğraf, kimi zaman bir cümlelik bilgi için saatlerce beklersiniz. Bazen kimse teşekkür etmez, bazen hedef olursunuz, bazen de emeğiniz görmezden gelinir. Ama yine de yazarsınız. Çünkü bilirsiniz ki yazmazsanız eksik kalır, anlatmazsanız karanlık büyür.
Ne var ki bugün gazetecilik, ne yazık ki ciddi bir erozyona uğramış durumda. Önüne gelenin bir internet sitesi açıp ‘Gazeteciyim’ diye ortaya çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Basın kartının, meslek ahlakının, sorumluluğun ne anlama geldiğini bilmeden bu unvanı kullananlar çoğaldı. Haber nedir, kaynak nedir, doğrulama nedir bilmeyen ama sansasyon peşinde koşan bir anlayış hâkim olmaya başladı.
Bir de gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan ‘Gece kuşları’ türedi. Ellerinde bir mikrofon, boyunlarında bir yaka kartı… O gece senin, bu gece benim diyerek eğlence merkezlerinde dolaşıyorlar. Gazeteciliği, magazinle bile değil, dedikodu ve gösterişle karıştırıyorlar. Mikrofonu sorumlulukla değil, vitrin olarak kullananlar, soru sormayı değil, görünür olmayı meslek sananlar çoğaldı.
Oysa gazetecilik,kimsenin eğlencesine fon olmak, kimsenin PR’ını yapmak değildir. Gazetecilik, güçlünün yanında durmak değil, gerektiğinde karşısında durabilmektir. Herkese hoş görünmek değil, doğruyu yazabilmektir. Alkış almak için değil, kamu yararı için yapılır.
Bugün gelinen noktada en çok zarar gören şey, mesleğin itibarı oldu. Gerçek gazetecilerle, bu işi sadece ‘etiket’ olarak kullananlar arasındaki fark bulanıklaştırıldı. Halkın basına olan güveni sarsıldı. Birkaç tık uğruna, birkaç takipçi uğruna yapılan sorumsuz paylaşımlar, yılların emeğini gölgede bıraktı.
Ama şunu da unutmamak gerekir. Gazetecilik hâlâ kutsaldır. Çünkü bu mesleği hakkıyla yapanlar hâlâ var. Sessiz sedasız, reklamsız, şov yapmadan çalışan, sahada ter döken, geceyi karakolda, sabahı adliyede karşılayan gerçek gazeteciler var. Onlar hâlâ haberin peşinde koşuyor, hâlâ kamu adına soru soruyor, hâlâ doğruyu yazmak için bedel ödüyor.
Belki meslek eski parlak günlerinden uzak, belki değerini bilen azaldı. Ama gazetecilik; mikrofonla eğlence mekânı gezmekten ibaret olmadığı sürece, etik ve vicdanla yapıldığı sürece kutsallığını kaybetmez. Çünkü bu meslek, gösterişle değil emekle, popülerlikle değil sorumlulukla; gece ışıklarıyla değil, sabahın ilk ışıklarıyla yapılır.
Ve gerçek gazeteciler bunu çok iyi bilir.
Habib BABAR













Yorum Yazın