İstanbul
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
AV. ABDULLAH YILMAZ

AV. ABDULLAH YILMAZ

Mail: abdullahyilmaz@sonpostagazetesi.com

TUTUKLANSIN

 Sosyal medyada artık neredeyse her olaydan sonra benzer bir başlık açılıyor: #Tutuklansın 

 Bir kişi hakkında iddia ortaya atılıyor, görüntüler paylaşılıyor, yorumlar büyüyor, öfke dalgası yayılıyor ve kısa süre içinde sosyal medya kendi hükmünü veriyor: “Tutuklansın.” Oysa ceza yargılaması, sosyal medya başlıklarıyla yürüyen bir alan değildir. Tutuklama, kamuoyu tepkisinin yüksekliğine göre değil; Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gösterilen şartlara göre uygulanabilecek istisnai bir koruma tedbiridir.

 Bu nedenle en başta şu ayrımı yapmak gerekir: Toplumun işlenen bir suç karşısında tepki göstermesi başka şeydir, adli mercilere sosyal medya üzerinden talimat verir gibi “tutuklansın” çağrısı yapmak başka şeydir.

 Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi ve devamında tutuklama nedenleri açıkça düzenlenmiştir. Tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, ayrıca kanunda sayılan tutuklama nedenlerinden birinin mevcut olması gerekir.

 Bunlar arasında özellikle kaçma şüphesi, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması tehlikesi gibi ölçütler yer alır. Ayrıca tutuklama tedbirinin ölçülü olması da gerekir.

 Dolayısıyla bir kişi hakkında isnat edilen suç ne kadar ağır olursa olsun, tutuklama otomatik bir sonuç değildir. Ceza yargılamasında tutuklama; peşin ceza, kamuoyunu rahatlatma aracı veya sosyal medya öfkesini yatıştırma yöntemi olarak kullanılamaz.

 Kimin tutuklanıp kimin tutuklanmayacağına sosyal medya değil, ancak yargı mercileri karar verir. Bilinmelidir ki, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ve CMK m.100 anlamında tutuklama nedenleri varsa, yargı bunun gereğini zaten yapacaktır. Ancak yalnızca sosyal medyada talep var, etiket açıldı, kamuoyu baskısı oluştu diye tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir.

 Hukuk devletinde tutuklama, dijital öfkenin değil; kanunun, delilin ve hâkim kararının sonucudur.Bu konuda eski ve yeni ceza muhakemesi sistemi arasındaki fark önemlidir. Yürürlükten kalkan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104. maddesinde, altı aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda sanığın ancak bazı özel hâllerde tutuklanabileceği belirtilmiş; bu hâller arasında suçun toplumda infial uyandırması da sayılmıştı.Ancak yürürlükteki 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde “suçun toplumda infial uyandırması” genel bir tutuklama nedeni olarak düzenlenmemiştir.Bu değişiklik önemlidir. Çünkü modern ceza muhakemesi, tutuklamayı toplumun öfkesine değil, somut delile ve hukuki zorunluluğa bağlamıştır.

 Bir olay kamuoyunda büyük tepki çekebilir. Toplum haklı olarak öfkelenebilir. Mağdurun ailesi adalet bekleyebilir. Ancak bütün bunlar, tek başına tutuklama sebebi değildir.

Ceza yargılamasında asıl soru şudur: Dosyada CMK m.100 anlamında tutuklama şartları var mı? Cevap sosyal medya gündeminde değil, dosya içeriğindedir.

​Ceza muhakemesinde tutuklama istemi ve tutuklama kararı usule bağlıdır. Soruşturma evresinde tutuklama, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından değerlendirilir. Kovuşturma evresinde ise mahkeme, kanundaki şartlar çerçevesinde karar verir.

Suçtan zarar gören kişi veya mağdur, elbette dosya kapsamında şikâyetlerini, beyanlarını ve taleplerini yetkili mercilere iletebilir. Ancak suçtan zarar görmeyen üçüncü kişilerin sosyal medya üzerinden “tutuklansın” kampanyası yürütmesi, CMK anlamında usulî bir tutuklama talebi olarak dikkate alınamaz.

 Daha açık söyleyelim: X platformunda açılan bir etiket, dilekçe değildir. Sosyal medya yorumu, tutuklama müzekkeresi değildir. Toplumsal tepki, hâkime verilecek talimat değildir.

Adli merciler, dosya dışından gelen dijital baskıya göre değil; kanuna, delile ve vicdani kanaate göre karar verir.

 “Tutuklansın” etiketi bazı durumlarda yalnızca bir tepki ifadesi olarak kalmayabilir. Özellikle devam eden bir soruşturma veya kovuşturma hakkında, hâkimi, savcıyı veya mahkemeyi belli bir yönde karar vermeye zorlayan, onları hedef gösteren, “neden tutuklamıyorsunuz”, “görevinizi yapın”, “tutuklamazsanız siz de sorumlusunuz” gibi ifadelerle yürütülen kampanyalar çok daha sorunlu bir alana girer.

 Çünkü yargı görevi yapan kişiye sosyal medya üzerinden talimat verilemez. Hâkim ve savcılar, kamuoyu baskısına göre değil; Anayasa’ya, kanuna ve dosyadaki delillere göre hareket eder. Bu sınır aşıldığında Türk Ceza Kanunu’nun 288. maddesinde düzenlenen “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçu gündeme gelebilir. Anılan madde, görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada hukuka aykırı bir karar verilmesi, bir işlem tesis edilmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunulması amacıyla yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye yönelik aleni sözlü veya yazılı beyanları yaptırıma bağlamaktadır.

 Bu nedenle devam eden bir dosyada, sosyal medya üzerinden “şu kişi tutuklansın”, “hâkim tutuklamazsa gereği yapılsın”, “savcı neden işlem yapmıyor” tarzındaki baskı kampanyaları, ifade özgürlüğü sınırının ötesine geçen ve suç teşkil edebilecek ifadelerdir. Eleştiri hakkı vardır. Adalet talep etme hakkı vardır. Mağdurun yanında durma hakkı vardır.

Fakat hâkime, savcıya, mahkemeye dijital kalabalık eliyle talimat verme hakkı yoktur.

 Bir başka temel ilke de masumiyet karinesidir. Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan herkes, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar masum sayılır.Sosyal medyada bir kişi hakkında “suçlu”, “katil”, “sapık”, “dolandırıcı”, “hemen tutuklansın” gibi kesin hüküm diliyle yapılan paylaşımlar, yalnızca ceza muhakemesini değil, kişinin şeref ve itibarını da etkiler.

 Kişiye isnat edilen suç ne kadar ağır olursa olsun, yargılama tamamlanmadan sosyal medya mahkemesi kurmak hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Hukuk devleti, en ağır suç isnadı altında bulunan kişiye bile usul güvencesi tanıyan devlettir.Bugün başkası için alkışlanan hukuksuz baskı, yarın herkes için tehlikeli bir alışkanlığa dönüşebilir.

 Toplumun adalet hassasiyeti kıymetlidir. Mağdura sahip çıkmak, cezasızlık algısına itiraz etmek, soruşturmaların etkin yürütülmesini istemek demokratik bir haktır.Ancak toplum, yargıya yön veremez. Toplum elindeki bilgiyi yetkili makamlara ulaştırabilir. Toplum hukuk sınırları içinde tepki gösterebilir. Toplum adalet isteyebilir ve istemelidir.Fakat toplum, dosya içeriğini bilmeden, delilleri görmeden, savunmayı dinlemeden, hâkime ve savcıya “şu yönde karar ver” diyemez. Ceza yargılamasının ağırlığı da buradadır. Hâkim, en güçlü kalabalığın değil, en güçlü delilin sesini duyan makamda olan kişidir.

Kimin tutuklanıp kimin tutuklanmayacağına ancak yargı karar verir. Müsned suç tutuklamayı gerektiriyorsa, kanuni şartları oluşmuşsa ve dosya bunu gösteriyorsa gereği yapılacaktır. Ancak salt sosyal medyada talep var diye tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir. Mahkeme salonu, X gündeminde kurulmaz. Tutuklama kararı, hashtag ile değil; kanunla, delille ve hâkim kararıyla verilir.

Av. Abdullah YILMAZ

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar